Zaman: 28. Oca 2015, 22:10

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


İtiraf Ediyoruz

Tüm dünya halklarına selam olsun!..
Dünyanın kırlarında, dağlarında, varoşlarında, sokaklarında, fabrikalarında, okullarında özgürlük güneşine koşanlara selam olsun!..
Ve ant olsun!..
İşkence tezgahlarında, toplama kamplarında, darağaçlarında, duvar diplerinde esaret zincirlerini parçalayıp destanlar yaratan devrim savaşçılarına ve yoldaşlarımıza ant olsun!..
Ant olsun ki, düşenler unutulmayacak!..
Ant olsun ki, dökülen kan yerde kalmayacak!..
Ant olsun ki, elimizdeki bayrak düşmeyecek!..
İTİRAF EDİYORUZ!


Savcılar, yargıçlar, bizi mahkum etmeye çalışan egemen sınıflar!

Rahatlayın!..

Evet, biz suçların en büyüğünü işledik!..

Ülkemizin her yanını işgal ettiler, her metrekaresini üsleri, tankları, topları, nükleer bombaları ve füzeleriyle donattılar.
Onları biz çağırmadık!..

İTİRAF EDİYORUZ: Emperyalistleri, ayak izlerine kadar ülkemizden silmek için, bağımsızlık şıarını haykırma suçunu işledik!

''Kemer sıkma'' diye diye, halkımızın boğazına IMF zincirini doladılar.

IMF ile masaya biz oturmadık. İpotek anlaşmalarına biz imza atmadık!

İTİRAF EDİYORUZ: Beşikteki bebekten evdeki emekliye kadar, halkımızın kanını kene gibi emenlerin korkulu rüyası olma suçunu işledik!

Coplarıyla, süngüleriyle, zindanları ve yasalarıyla faşizm, halkımızın üzerinde terör estirdi.

Bu faşist devleti biz kurmadık.

İTİRAF EDİYORUZ: Faşist devleti yıkıp, her türlü güzelliğin boy vereceği, devrimci halk iktidarını kurmak için savaşmak suçunu işledik!

Ülkemizin sokakları, fabrikaları, köyleri, okulları işgal edildi.

Maraş'ta hamile kadınları ağaçlara çivileyen, çocukları katledenler biz değildik!

İTİRAF EDİYORUZ: Halkı canından, evinde, yurdundan, okulundan eden CIA uşaklarını, sermayenin faşist sürülerini cezalalandırma suçunu işledik!

Açlar ordusunu, işsizler ordusunu biz yaratmadık.

İntiharı, fuhuşu, uyuşturucuyu biz yaymadık.

Rüşveti, yolsuzluğu, ahlaksızlığı erdem sayan biz değildik!

İTİRAF EDİYORUZ: Çürümenin, yozlaşmanın, kokuşmanın karşısında olma, emeği en yüce değer sayma suçunu işledik.

Bir gece vakti halkımızın şafağı karartıldı.

İnsanlarımız kan uykularından çığlık çığlığa uyandırıldı.

Bir anda insanlar sokaklardan toplanırken, emirlerini yağdıran beş Yankee işbirlikçisi biz değildik

İTİRAF EDİYORUZ: Biz halkız, sırtımıza saplanan 12 Eylül hançerine karşı direnme suçunu işledik!

Ellerinde manyetoları, falaka sopaları, askılarıyla geldiler.

Adsız insan kanlarıyla dolu işkence yuvalarını biz yaratmadık!

İTİRAF EDİYORUZ: Ana karnındaki bebekten ak sakallı dedelere kadar elektrik verenlerden hesap sorma suçunu işledik!

İŞTE SUÇLARIMIZ!..
TÜM DÜNYAYA İLAN EDİYORUZ Kİ: BU SUÇLARI İŞLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ!..

Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS
 Biz Kimiz?... 


Bizi tanırsınız. Her yerde varız. Mahallenizden, işyerinizden, fabrikanızdan, köyünüzden, okulunuzdan tanırsınız. İşçinin grevinde, memurun sendika mücadelesinde, gençliğin mücadelesinde, gecekonduluların su için, yol için, adalet için yürüyüşünde hep biz varızdır.

BİZ HALKIZ!

Öyle olmasaydık, “Toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar” çok olmasaydık, onlar durmadan bizi yoketmek, bizim kökümüzü kazımak için çalışırken, bugünlere kalır mıydık? Umut kalır mıydı bugünlere, biz olmasaydık?

Çok şey söylendi bize dair. Biz hariç herkes konuştu belki. Bizim sesimizse hep boğulmak istendi. Radyolarda, televizyonlarda bizim açıklamalarımız, sözlerimiz yayınlanmadı. Kitaplarımız, dergilerimiz sansürlendi. Neler demediler ki bizim için? Anarşist dediler, terörist dediler. Eşkiyaya çıktı adımız. Biz ne oyuz, ne öteki. Ha, bir yanı doğrudur. Asidir bir yanımız.

Bizi tanırsınız. Her yerde varız. Mahallenizden, işyerinizden, fabrikanızdan, köyünüzden, okulunuzdan tanırsınız. İşçinin grevinde, memurun sendika mücadelesinde, gençliğin mücadelesinde, gecekonduluların su için, yol için, adalet için yürüyüşünde hep biz varızdır.

Umut kalır mıydı bugünlere biz olmasaydık? Biz halkız. İşçi, öğrenci, memur, köylü, esnaf, gecekondulu, işsiz, emekli, genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek... Her milletten ve her mezhepten... Devrimciler bu halkın içinden gelmiştir ve hep bu halkın içindedir. Biz, geleceğini yeniden yaratan Anadolu’yuz.

NEDEN DEVRİMCİYİZ?

Bu ülkede devrimci olmak için neden o kadar çok ki... Neden devrimci olunmadığı sorusuna cevap bulmak çok daha zordur. Katillerin, soyguncuların, her türlü pisliği yapanların ortalıkta serbestçe dolaştığı bir adaletsizliği kabul etmiyoruz. İnsanlarımızın çöpten ekmek toplamak zorunda bırakılmasını hiç hazmedemiyoruz. İşçinin, memurun sefalete sürüklenmesini, milyonlarca insanımızın işsiz, tek dilim ekmeğe muhtaç bırakılmasını, milyonlarca insanımızın sağlıksız kondularda yaşamak zorunda bırakılmasını istemiyoruz. Anadolumuzun her yerinde pıtrak gibi Amerikan üsleri kurulmasını istemiyoruz. Bu üslerden kalkan uçakların Irak halkını hergün bombalayıp onlarca kişiyi katletmesi, onurumuza dokunuyor. Halkımızın şu veya bu milliyetten diye, şu veya bu mezhepten diye baskı ve zulüm görmesini kabul etmiyoruz. Ülkemizde kayıplar, faili meçhuller, köy boşaltmalar olmasın istiyoruz. Kaybedenlerden, faili meçhullerin faillerinden hesap sorulmasını istiyoruz. Tekellerden, toprak ağalarından, mafyalardan, tüm sömürü ve asalak takımından kurtulmak istiyoruz. Kısacası, bağımsız, demokratik bir ülke istiyoruz. Sosyalizmi istiyoruz. Bunlar için devrimciyiz.


HANGİ ADALETİN SAVUNUCUSUYUZ?

Bütün bu savaşın anlamı belki de en iyi bir tek kavramla anlatılabilir: Adalet! Çünkü adaletsizlik içinde yaşıyor ve adalet için savaşıyoruz. Yüzbinlercemiz işkenceden geçirildik, karakollarda sıra dayağına çekildik. İşkenceciler ortada dolaşıyor. Katledildik. Vuran belliydi, vurduran belli. Katiller ortada dolaşıyor. Mahkeme kapılarında yıllarca adalet aradık ve hala aramaya devam ediyoruz. Ama bulamadık ve bulamıyoruz.

Halk, adaletsiz kalamaz. Halkın adaletini bu ülkenin gündemine getirdik. Halkın çıkarları ve yargısı, bu adaletin temeli oldu. Hiç bir şeyin yapanın yanına kar kalmaması gerektiğine inanıyoruz. Ama er, ama geç, halka karşı suç işleyenler bunun karşılığını görmeliler. Halka karşı suç işleyen herkes, halkın bunun hesabını er geç kendisinden soracağını bilmeli

NE İSTİYORUZ?

Çok şey değil.
Herkese konut! Herkese sağlık!
Herkese iş! Herkese eğitim! İSTİYORUZ!
Adalet İSTİYORUZ!
BAĞIMSIZ bir ülkenin yurttaşları olmak İSTİYORUZ!
Örgütlenme hakkımızı, söz ve karar hakkımızı İSTİYORUZ!
 Radyo 

 Forum Basliklarindan 
Yeni mesaj yok DHKC, Açıklama 440

Gönderilme zamanı gönderen KURTULUS » 15. Oca 2015, 01:49
Forum: Cephe Bildirileri

0

283

15. Oca 2015, 01:49

KURTULUS

Yeni mesaj yok DHKC, Açıklama: 439

Gönderilme zamanı gönderen KURTULUS » 7. Oca 2015, 01:23
Forum: Cephe Bildirileri

1

1948

9. Oca 2015, 19:07

KURTULUS

Yeni mesaj yok Silahli Mücadele

Gönderilme zamanı gönderen KURTULUS » 27. Eyl 2012, 03:25
Forum: Egitim Yazilari

1

848

8. Oca 2015, 07:28

pöc

Yeni mesaj yok Turizm Polisi Şube Müdürlüğüne Bombalı Eylem

Gönderilme zamanı gönderen KURTULUS » 7. Oca 2015, 00:59
Forum: Türkiye - Kürdistan

0

1231

7. Oca 2015, 00:59

KURTULUS

Yeni mesaj yok DHKC, Açıklama 438

Gönderilme zamanı gönderen KURTULUS » 1. Oca 2015, 23:51
Forum: Cephe Bildirileri

0

759

1. Oca 2015, 23:51

KURTULUS

Yeni mesaj yok DHKP-C 2015 Yeniyıl Mesajı

Gönderilme zamanı gönderen KURTULUS » 31. Ara 2014, 17:06
Forum: Duyuru Panosu

0

278

31. Ara 2014, 17:06

KURTULUS

Yeni mesaj yok Kitaplarimiz

Gönderilme zamanı gönderen KURTULUS » 10. Ara 2014, 04:07
Forum: Kitap Özet Ve Tanitimlari

2

192

10. Ara 2014, 04:11

KURTULUS

Yeni mesaj yok Din Savaslari Özünde Sinif Savaslaridir

Gönderilme zamanı gönderen KURTULUS » 3. Ara 2014, 03:55
Forum: Seriatcilik

0

140

3. Ara 2014, 03:55

KURTULUS

Yeni mesaj yok PKK Ve Kemalizm Tespiti

Gönderilme zamanı gönderen KURTULUS » 3. Ara 2014, 03:12
Forum: Güncel Yazilar

0

350

3. Ara 2014, 03:12

KURTULUS

Yeni mesaj yok Öncü Savasi

Gönderilme zamanı gönderen KURTULUS » 22. Oca 2013, 03:05
Forum: Egitim Yazilari

0

349

3. Ara 2014, 02:51

KURTULUS

 Haberler 
Title: Turizm Polisi Şube Müdürlüğüne Bombalı Eylem Submitted By: KURTULUS

İstanbul'un Sultanahmet semtinde bulunan Turizm Polisi Şube Müdürlüğü'ne yönelik bombalı eylem'de Kenan Kumaş isimli bir polis ölürken bir polis'de yaralanmış, DHKC militani Elif Sultan Kalsen ise eylem'de şehit düşmüştür.

7. Oca 2015, 00:59Comments: 0


Title: Teslim Töre: Mahir Çayan’ı anlayamadık! Submitted By: BORAN

68 kuşağı devrimci önderlerinden Teslim Töre, sürgünde yaşadığı Avrupa'da, 30 Mart 1972' de Kızıldere'de katledilen THKP-C lideri Mahir Çayan hakkında dikkat çekici ifadeler kullandı.
Uzun yıllar bir devrimci partinin genel sekreterliğini de yapmış olan Teslim Töre (76), Avrupa Sürgünler Platformu'nun iki günlük Frankfurt toplantısı sonrası sağanak yağmur altında bir Kafeterya'nın bahçesinde ayaküstü yapılan söyleşide, geçmiş olayları dün yaşanmışçasına heyecanla değerlendirdi. Kendisini merakla dinleyen 78 kuşağı devrimcilerine, solun günümüzde her zamankinden daha acil olarak birliğe ihtiyacı var, mesajı verdi.
DENİZLERİN İDAMINI ENGELLEMEK İÇİN AĞIR BEDEL ÖDEDİLER
Avrupa Postası’ndan Adil Yiğit’in haberine göre Teslim Töre şunları ifade etti;
"Kızıldere katliamı öncesinden Deniz’le Mahir’in arası siyasi olarak o kadar da iyi değildi. Mahir buna rağmen, Kızıldere'de Deniz’leri kurtarmak için en ağır bedeli yaşamıyla ödedi. Ama Mahir Çayan’ı bizler ne o zaman, ne de bugün anlayabildik. Eğer onu anlayabilmiş olsaydık bugün bu hallerde olmazdık. Belki arkadan gelen nesiller anlarlar. Devrimcilik ilk önce insani temeller üzerinde yükselmelidir. O açıdan Mahir Çayan’a ayrı bir değer veriyorum. Çünkü biz, onda bunu gördük"
ONLAR SOSYALİSTLERİN BİRLİĞİNİN SEMBOLÜDÜR
"Mahir Çayan’ı Türkiye solu anlayamadı. O siyasi olarak hiç de anlaşamadığı bir başka parti (THKO) yöneticilerinin hayatını kurtarmak için, yoldaşlarıyla birlikte ağır bedel ödedi. Ben iddia ediyorum Bolşevik Devrimi'nde bile böyle samimi ve yoldaşça bir davranış yaşanmamıştır."
"Bana gör Mahir yoldaş; bu günün dünyasını ve insanlığın varması gereken geleceğin insani değerler sistemi limanını hiçbir kafa karışıklığına meydan vermeyecek şekilde, anlamak isteyen herkese net bir şeklinde anlatmıştır. Geleceğin sosyalizminin Mahir Çayan ve yoldaşlarının göstermiş olduğu değerler üzerine kurulacağı kuşku götürmez."
Teslim Töre, Kızıldere de katledilen devrimcilerin o günkü koşullarda solun birliğindeki sıcak dayanışma duygularına özellikle dikkat çekti. Töre, 30 Mart 1972 Kızıldere'de bomba ve bazukalarla katledilen Mahir Çayan ve yoldaşları için şu açıklamada bulundu: "Onlar, sosyalizmin insancıl yüzü, solun, sosyalistlerin birlik olmalarının sembolüdürler. Onlar, etnik kökenleriyle oluşturmuş oldukları toplumsal bileşenle, Türkiye' de yaşayan bütün halkların bir arada yaşamalarının sembolüdürler. Ve öyle kalacaklardır. Hiç kimse onları, öteleyiciliğin, fraksiyonculuğun, lider sultasının, örgütü amaçlaştırmanın sembolü ve aracı haline getiremez" dedi.

11. Tem 2014, 17:40Comments: 1


Title: Halkın Avukatlığında 25 Yıl Submitted By: BORAN

Halkın Avukatlığında 25 Yıl

Halkın Avukatlığı Ne Mahkeme Salonlarına Ne Açıkhava Sahnesine Sığıyor!

Halkın avukatları bürolarının kuruluşunun 25. yılını 29 Haziran akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde verilen Grup Yorum konseriyle kutladı. 1994 yılında katledilen Halkın Hukuk Bürosu avukatı Fuat Erdoğan anısına yapılan konserde avukatlar da kızıl fularlarıyla Çav Bella şarkısını söyledi.

12 Eylül sürecinde tutsaklarla beraber verilen hukuk mücadelesiyle yetkinleşen genç avukatların 1989 yılında kurduğu Halkın Hukuk Bürosu 25. yılını kutladı. 18 Ocak 2013’te yapılan polis baskınında komployla tutuklanıp 1 yılın ardından tahliye olan büronun emekçi avukatları, bu süreçte halkın avukatlığını yapmaya karar veren “stajyerleriyle” omuz omuza çıktı sahneye. Devrimci Sol Ana dava’dan başlayarak Dev-Gençlilerle, işçilerle, işkencede katledilen, kaybedilen devrimcilerle, 122’lerle, Grup Yorum’la ve Soma İşçileriyle, Haziran şehitleriyle halkın avukatlığı geleneğinin nasıl yaratıldığı adım adım anlatıldı konserde.

Resimleri Görmek İçin Resme Tıklayın...

Harbiye Sahnesi saatler öncesinden görevlilerin ve sanatçıların çalışmalarıyla hareketlenmeye başladı. İnsanlar saatler öncesinden konser alanına gelerek bilet kuyruğu oluşturmaya başlamış, içerideyse stantlar hazırlanıyordu. Konser saati yaklaştıkça bilet ve kapı kuyruğu da uzamaya başladı. Saat 20.00’da kapılar açıldı, TAYAD’lı şehit aileleri için en önde yer ayrıldı, beyaz tülbentleri ve kızıl bantlarıyla mücadeleye omuz veren analar onur konuğu olarak izlediler konseri... Haziran ayaklanmasında şehit düşen Umudun Çocuğu Berkin Elvan’ın ailesi, yozlaşmaya karşı bir bayrak olan Hasan Ferit Gedik’in ailesi ve Soma’dan gelen maden işçileri de konserin onur konukları olarak en önde izlediler bu konseri.

Konser boyunca Dev-Gençliler toplu sloganlarla kitlenin içinde bulunduğu duyguları binlerin dilinde söze, öfkeye ve hesap sormaya dönüştürdü. Konser alanı dolarken de işçiler sloganlarla alana girdiler. Hem meşru, hem de hukuk mücadelesinde omuz omuza oldukları halkın avukatlarının yanında yer aldılar.

Işıklar kapanıp program başladığında önce hazırlanan sinevizyonla halkın hukuk mücadelesi adım adım beyaz perdeye yansıtıldı. Sahnenin yanında yer alan iki ekrandan insanlar nefesini tutarak izledi 25 yıllık tarihi. Sinevizyon Dursun Karataş’ın Devrimci Sol Anadava’dan görüntü ve ses kaydıyla başladığında bütün alan “Önder Yoldaş Dursun Karataş” sloganlarıyla çınladı. Binlerce insan önderliğe, bu slogana kulak verdi, içinde yankılanan bir ses daha oldu... Sonra Fuat Erdoğan’ı izledi binler, onun katledildiği yerden görüntülerle öfkesi bilendi 25 yıllık mücadeledeki yoldaşlarının... Ölüm oruçları, 122 canla omuz omuza ölüme karşı verilen mücadele ve Behiç Aşçı... Devrimcilerin gün gün ölüme yürümesi karşısında kimsenin konuşmadığı, adaletin olmadığı yerde direnmeyi, ölümle karşı karşıya açlığı seçti katledilen yoldaşları için... O müdafilerini mahkeme salonlarıyla, hapishanelerin avukat görüş bölümleriyle sınırlamadı. Yaşamının, devrimciliğinin bir parçası olarak gördüğü özgür tutsaklar için tıpkı onlar gibi açlığını kuşanarak ölüm orucuna başladı ve zaferi de 122 canımızla, Behiç Aşçı’nın tüm statükoları yıkan direnişiyle kazandık...

Bu mücadele, yer ve mekân tanımadan hem vekillerle hem müvekkillerle büyüyor çoğalıyor, bir eylem olmaktan çıkarak bir gelenek, değerler bütünü haline geliyor. Halkın avukatları gün geliyor DTCF işgallerinde, parasız eğitim eylemlerinde Dev-Gençlilerin yanında oluyor, gün geliyor yerin metrelerce altında ölüme mahkum edilen maden işçilerini savunduğu için gözaltına alınıyor, işkence görüyor. Ama yılgınlığa ve tereddüte düşmeden hep çoğalarak, yaşatarak, direnerek nice 25. yıllara koşuyor...

Alkışlar ve sloganlarla izlenen sinevizyonun ardından Halkın Hukuk Bürosu adına avukat Barkın Timtik sahneye çıkarak 25. yılında yanlarında olan halkı selamladı. Bürolarının kuruluşunu “Tutsaklara güneşi bile yasak ettikleri günlerdi, tutsaklar bir yudum güneş için dahi işkence görüyor, saldırıya uğruyor, DİRENİYORLARDI...” sözleriyle aktardı ve “Gösterilmek istenen; bozuk düzenin örtüsü hukukun bile halk için kullanılabileceğiydi...

Halkın Hukuk Bürosu çokbilmiş, halktan uzaklaşmış, kendini ayrıcalıklı gören avukatlık anlayışına bir seçenek olarak kurulmuştur.

Hukukun, egemenin iradesi olduğunu hiç ihmal etmemiştir. Fakat hukukun halkın bedelini ödeyerek kazandığı hak ve özgürlükler yanı olduğunu da hiçbir zaman gözden kaçırmamıştır.

Halkın Hukuk Bürosu, hak ve özgürlükleri koruma ve geliştirme mücadelesini yalnız mahkemelerle sınırlamamış; alanlarda, meydanlarda, kondularda, fabrikalarda, yani hakkın tam da kazanıldığı yerlerde gelişebileceği bilincini hep akılda tutmuştur.” diye devam etti. Timtik sözlerinde “tarafsız aydın” tavrına işkenceyle yakılarak katledilen Guetamalalı şair Otto Rene Castillo’nun şiiriyle yanıt verdi,

“Tarafsız aydınları

güzel yurdumun,

cevap veremeyeceksiniz.

Yiyip bitirecek sizi

bir sessizlik kuzgunu.

Yüreğinizi kemirecek

zavallılığınız.

Susup kalacaksınız

kendi utancınızla.” HHB tarafsızlık bataklığına düşmeden, onun arkasına sığınmadan katledilmek pahasına o basit, o güzel insanlarıyla omuz omuza oldu 25 yıl boyunca ve Timtik de sözlerini “Halkın Hukuk Bürosu, yoksulların yanında taraf olduğu için alnı açık başı diktir. Halkına vereceği cevap, adalet mücadelesinde şehit olan Fuat Erdoğan’dır. Hak ararken ölüme yatan Behiç AŞCI’dır. İşkencelerdir, tutsaklıklardır, sürgünlerdir…” şeklinde sürdürdü. Konuşmasını; “Bugün 25. yılımızı bu kadar kitlesel, coşkulu ve umutlu kutluyorsak bu hukukun değil, gönüllü birlikteliklerin egemen olacağı günlere olan inancımızdandır.

Sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız bir dünyayı hep beraber kuracağımız inancı var olduğu için devrimci hak ve özgürlük mevziimizin 25. yılı kutludur.

Devrimci avukatı devrimci avukat yapan, ona değer ve anlam kazandıran müvekkilleri. Devrimciler ve halklarımız… Sizler… Bizi var eden, besleyen, büyüten halkımız… Bugün yine çoğala çoğala tutuştu ellerimiz.

‘Ne kadar çok elimiz oldu, baksana,

Tutuşa tutuşa

Bir orman yangını gibi’

Bu elleri hiç bırakmayacağız. Çünkü ‘…yolların en çıkmazıdır bizsiz gidilen yol…’

Hiç bırakmayacağız tutuştuğumuz bu elleri ve bu eller dünyayı saracak.

Hadi şimdi kurtuluş düşümüzün ezgisini salalım evrene hep beraber,

Hoş geldiniz Safalar getirdiniz…” Selamlamasıyla sonlandırarak sözü devrimci sanatçılara, Grup Yorum’a bıraktı.

Grup Yorum ilk olarak Güleycan’la, 12 Eylül zindanlarındaki direnişin şarkısıyla başladı konserine ve hemen ardından Uğurlama’yı söyledi...

Ardından konser 17’sinde, 14’ünde direnen, barikat barikat çatışan gençler için söyledikleri Büyü şarkısıyla devam etti. Bu şarkının ardından sahneye “Berkin Elvan Ölümsüzdür” sloganlarıyla Av. Engin Gökoğlu çıktı ve “Dostlar, Yoldaşlar, hepinizi Haziran ayının sıcaklığıyla selamlıyoruz” dedi ve Haziran ayında halkın ekmek adalet ve özgürlük talebiyle şaha kalktığını, en direngenlerin Haziran Ayaklanması’nda şehit düştüğünü söyledi. Hasan Ferit Gedik’in de yozlaşmaya karşı bayrağımız olduğunu söyleyen Gökoğlu 14 Ağustos’ta Kartal Adliyesi’nde görülecek mahkeme için herkese çağrı yaptı. Ardından 269 gün boyunca küçücük bedeniyle faşizme karşı direnen Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan’ı sahneye davet etti. Sami Elvan sahneye çıkarken konseri izleyenlerin tamamı ayağa kalkarak “15’inde bir Fidan Berkin Elvan” ve “Berkin Elvan Ölümsüzdür” sloganını attılar. Berkin’in babası da “Halkın Hukuk Bürosu avukatlarıyla Haziran Direnişi’yle tanıştık, ailemiz oldular, bizi hiç yalnız bırakmadılar. Faşizmin saldırılarına karşı savunma yapan Halkın Hukuk Bürosu avukatlarına teşekkür ediyorum” dedi. Grup Yorum Berkin için yazılan şarkıyı milyonların hüznü ve hesap sorma kararlılığıyla söyledi, herkes tek yürek olarak Berkin’i andı bu şarkıyla. Cihan Keşkek söz alarak “Gezi’de bizi teker teker öldürdüler, Soma’da yarattıkları katliamla bizi yüzer yüzer öldürdüler. Üzerimize maden ocağının kapılarını kapattılar, ölülerimizi sahiplenirken, bakanı başbakanı bütün memurlarıyla saldırdılar. Soma’da ambulansı kirletmeye kıyamayan, o saflıkta olan insanların yüreklerini bir yanıyla da korkuyla, sindirmeyle bastırmaya çalıştılar. Biz korkuyu değil umudu büyüteceğiz. Korkuyu değil cesareti büyüteceğiz” dedi. 40 Somalı işçinin konuk olarak geldiği konserde işçilerden biri sahneye çıkarak “Bu cinayette, katliamda bize destek olan bizim için işkence gören halkın avukatlarına teşekkür ediyoruz.” dedi. Ardından da Yorum Soma için yazdıkları şarkıyı söyledi.

Konsere konuk sanatçı olarak katılan Hüseyin Turan da sahnede Topal eşek ve Kirvem türkülerini söyledi.

İnan Altın binlerle beraber yeni albümde yer alan Lanet şarkısını söyledi. Sonrasında Devrimci İşçi Hareketi adına Metin Yeğin sahneye çıkarak DİH’in yeni projelerini anlattı. “Paramız yok ama yoksul değiliz” diyen Yeğin yeni anneler için Takas projesiyle kapitalizmin tüketim açlığına karşı durulacağını söyledi. Ardında Yorum direnen işçiler için yazdıkları Grev Çağrısını söyledi. Coşkulu halayların ardından Selma Altın söz alarak Amerika’nın üç devrimcinin başına ödül koyduğunu ve Amerika’nın zulmüne karşı tüm dünya halklarıyla meydan okuduklarını belirtti, Amerika katil şarkısı söylendi. Ardından Yorum üyeleri Kızıl fularlarla yüzlerini kapatarak Zafer Yakında’yı söylediler.

“Biz Devrimcilerin Avukatıyız, Ama Yetmez”

Biz Devrimci Avukatlarız!

15 dakikalık aradan sonra tüm coşkusuyla konser devam etti. İkinci bölümde Av. Selçuk Kozaağaçlı söz alarak “Biz devrimcilerin avukatıyız, ama yetmez! Biz ayaklanmanın avukatı değil parçasıyız aynı zamanda.” dedi ve halkın avukatı olmak isteyen herkesi “çayımız demli, yataklarımız serili, herkesi büromuza bekliyoruz” sözleriyle çağırdı... Söz tekrar Grup Yorumdaydı. Grup Yorum Haziran’da Nazım Hikmet’i de anmadan geçmedi. Haziran’da Ölmek Zor şarkısının ardından Nejat Yavaşoğulları’yla beraber Eylül şarkısı söylendi.

TAYAD’ın kurucu üyeleri çıktı sahneye, Önder Yoldaş Dursun Karataş sloganlarıyla beraber Dayı’nın abisi Reşat Karataş Halkın Hukuk Bürosu’na teşekkür etti. Mustafa Bektaş’ın ve tüm devrimcilerin anası Kezban Ana da ak tülbentiyle çıktı binlerin karşısına. Adım adım Ankara’ya giden TAYAD’lıları selamladı önce ve teşekkür etti, 25 yıldır oğullarının kızlarının, işkencede katledilmesine, kaybedilmesine karşı, tecrite karşı kendilerine güç veren, güven veren halkın avukatlarına. Grup Yorum da anaları, emekçi babaları Kayıpların Ardından şarkısıyla uğurladı.

Avukatlar için de mücadelenin bir yanında dışarıdakiler, diğer yanında ise tutsaklar vardır... TAYAD’lıların ardından özgür tutsakların selamları ulaştı birer birer. Özgür tutsaklar adına Ümit İlter’in selamı bir bahar rüzgarı gibi geldi önce “Özgür tutsaklar olarak bu 25 yıllık mücadelenin tanığıyız” dedi ve Fuat Erdoğan’ı ve Behiç Aşçı’yı andı, Yaşasın halkın adaleti sözleriyle noktaladı özgür tutsakların mesajını. Almanya’da tutsak Şadi Özpolat ile avukat Ahmet Düzgün Yüksel’in özgür tutsaklar adına yolladıkları selam iletildi. Bu mesajın üzerine Grup Yorum Sevdanıza Ant Olsun şarkısıyla 122’leri selamlarken şarkının bitiminde Dev-Gençliler “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz” sloganıyla ölüm orucu şehitlerini andı. Ardından Güler Zere için “Halkın Elleriyle” verilen mücadele ve 2 Temmuz’da yakılan 37 canımız anıldı konserde.

Şarkıların ardından Acıpayam doğumlu Fuat Erdoğan’ın toprağı çapalayan ellerinin nasıl kalem tutup onu halkın avukatı yaptığını Ebru Timtik anlattı. Onu katleden Şefik Kul’u asla unutmadıklarını ve asla affetmeyeceklerini vurguladı. Ardından Hasan Hüseyin Korkmazgil’in “Sen Ne Zaman Büyüdün” şiirini paylaştı. Grup Yorum da Acıpayam doğumlu Fuat Erdoğan için “Efem” türküsünü söyledi ve avukatlardan da zeybek oynayanlar oldu. Konserin son konuğu ise dengbej Taj Kurdistani ve Hüseyin Ömeri oldu. Kürtçe türküler ve tef solosuyla Yorumcular da dahil herkes halay çekti onlar türkü söylerken.

Artık konserin sonlarına yaklaşırken Halkın Hukuk Bürosu’nun en genç avukatı Didem Baydar son konuşmayı yaptı. Konuşmasında 18 Ocak 2013’te yapılan baskına değinen Baydar baskıların halkın avukatlarını sindiremeyeceğini ve kendisi gibi tam da bu süreçte staja başlarken halkın avukatlığına karar verdiklerini, bu onur ve gururla paylarına düşen bedeli ödemeye hazır olduklarını söyledi.

Ve sıra konserin son şarkısındaydı... Halkın avukatları yüzlerini kızıl fularla kapatarak topluca sahneye çıktılar. Berkin’in sapanlı ve kızıl fularlı fotoğrafı önünde Grup Yorum’la ve izlemeye gelenlerle beraber Çav Bella şarkısını söyledi halkın avukatları

3. Tem 2014, 19:22Comments: 0


Title: Gazi Mahallesi’nde karakola silahlı saldırı Submitted By: KURTULUS

Istanbul Gazi Mahallesi’nde 21 Mayıs akşam saatlerinde karakola silahlı saldırı düzenlendi. Polis de saldırıya silahla karşılık verdi.

Yasanan silahli catismanin ardindan militanlar kayip vermeden catisma alanindan cekildiler..

Ismetpaşa Caddesi’nde zırhlı polis araçları miltanlari “Şerefsiz köpekler, kaçmayın, çıkın ortaya” anonslariyla ariyor.

22. May 2014, 03:37Comments: 0


Title: Star Gazetesi Yalan Haber Submitted By: YASEMIN

Star gazetesinin Grup Yorum üyesi Dilan Balci ile ilgili yayinladigi ;
"Sadabat polis karakolu önünde,carsafli kiyafeti ve cantasinda bomba ile yakakandi" haberi gercekle alakasi olmaya,yalan haberdir.

6. Nis 2014, 14:36Comments: 1


Title: Cephe Savaşçıları Berkin Elvan'ın Hesabını Soruyor! Submitted By: KURTULUS

Cephe Savaşçıları Sancaktepe Belediye Binası Ve Polis Noktasına Saldırı Gerçekleştirdi

BERKİN’İN HESABINI SORANA KADAR SUSYAMAYACAĞIZ!

BERKİN’İN HESABINI SORANA KADAR DURMAYACAĞIZ!


Bu ülkede adalet yok.
Adaleti biz, kendi ellerimizle sağlayacağız.

4 Nisan gecesi saat 1 sularında AKP’nin katil polislerinin karargâh olarak kullandıkları
Sancaktepe belediyesi savaşçılarımız tarafından vuruldu.

Belediye binası ve bina içinde bulunan polis kontrol noktaları uzun namlulu silahlarla dakikalarca tarandı. Bu sırada kontrol noktasında bekleyen bir polis kaçarak canını zor kurtardı. Bina içinde bekleyen onlarca polisten karşılık veren olmadı.

Savaşçılarımız, eylem bölgesine Cephe bayrağı ve bomba düzeneği bırakarak kayıpsız geri çekildiler.

Her iki eylemimizde de; hem Güzeltepe hem de Sancaktepe’de katil polislerin kayıp vermemesi tamamen tesadüftür. Hiç bir güvenlik önlemi onları kurtaramaz. Bir dahakine bu kadar şanslı olmayacaklar!

ADALET İSTİYORUZ DEDİK… DİNLEMEDİNİZ!

ADALET TALEBİMİZİ GAZA BOĞDUNUZ…

SABRIMIZI SINAMAYIN DEDİK… SINADINIZ!

ADALET İSTİYORUZ, BERKİN’İN KATİLLERİNİ AÇIKLAYIN DİYEN SESİMİZİ

DİNLEMİYORSANIZ… SİLAH SESLERİMİZİ DİNLEYECEKSİNİZ!

SABRIMIZI SINAMAYA DEVAM EDİYORSANIZ… SABRIMIZIN SONSUZ OLMADIĞINI GÖRECEKSİNİZ!

VE İLAN EDİYORUZ:

DAHA HİÇ BİR ŞEY GÖRMEDİNİZ!

GÖRECEKSİNİZ…

14 YAŞINDA BERKİNLERİ KATLETMENİN, ÇOCUKLARI VUR EMRİ VERMENİN,

CENAZELERİMİZE SALDIRMANIN NE DEMEK OLDUĞUNU…

GÖRECEKSİNİZ ŞİMDİ.

GÖSTERECEĞİZ!

BİZE YAŞATTIĞINIZ ACILARI UNUTMAYACAĞIZ.

KUŞLAR UÇMAYI, BALIKLAR YÜZMEYİ UNUTSA… BİZ HESABIMIZI,

BİZ BERKİN’İN ERİMİŞ BEDENİNİ UNUTMAYACAĞIZ!


TEKRAR GELECEĞİZ.

NASIL GELİRİZ, NEREDEN GELİRİZ BİLİNMEZ…

AMA GELECEĞİMİZ KESİNDİR!

BEKLEYİN!

6. Nis 2014, 02:56Comments: 0


Title: Cephe Savaşçılarından Güzeltepe Karakoluna Saldırı Submitted By: KURTULUS

Cepheliler Berkin'in Hesabını Soruyor!

İstanbul'da Cephe savaşçıları 4 Nisan sabahı Güzeltepe karakolunu uzun namlulu silahlarla vurdular.
Yaklaşık üç sularında bir grup Cephe Savaşçısı, Güzeltepe karakolunu karakolun içindeki çevik kuvvet polislerini, polis araçlarını ve binayı uzun namlulu silahlarla yaylım ateşine tuttu...

Karakol içindeki polislerin karşılık vermesi üzerine kısa süreli çatışma yaşandı...
Saldırı ve çatışma sırasında Cephe savaşçıları kayıp vermeden geri çekildi. Düşman ise şans eseri kayıp vermedi. Karakolun ve çevik otobüslerinin camları çatışmadan kaynaklı hasar gördü.

BERKİN'İN KATİLLERİNİ AÇIKÇA UYARIYORUZ, DÜNYAYI BAŞINIZA YIKACAĞIZ!

6. Nis 2014, 02:51Comments: 0


Title: Faruk Ereren Tahliye Edildi Submitted By: KURTULUS

Almanya nin Düs­sel­dorf kenti Eyalet Mahkemesince hukuksuzca ömür boyu hapis cezasina carptirilan Faruk Ereren bugün tahliye edildi...

Düsseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesinin yürüttüğü davada Faruk Ereren DHKP-C’nin bir cezalandırma eylemine talimat vermekten sorumlu tutulmuş ve bu iddiadan dolayı müebbet hapis cezası almıştı.

Ancak Davaya temel kabul edilen itirafçı Semih Genç’in iftiraları Yargıtay tarafından çelişkili bulunduğu için karar bozulmuş ve yargılamanın tekrarına karar verilmişti. Düsseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesi’ndeki dava halen başka bir hakimler heyeti tarafından sürdürülüyordu.

Sekiz yıldır süren bir adaletsizlikle Faruk Ereren, sadece bir itirafçının düşmanca zarar verme arzusuyla attığı iftiralar nedeniyle Almanya makamlarınca hapiste tutuluyordu.

8. Şub 2014, 02:06Comments: 0


Title: GÜLSUYU_DEVLET ÇETESİ.. Submitted By: BORAN

Gülsuyu Çetesi'nden tanıdık sözler: Devlet adına mücadele ediyoruz

Gülsuyu’nda terör estiren, halkın üzerine ateş açan çeteden tanıdık savunma: Solculara karşı devlet adına mücadele ediyoruz. Ahmet ve Zafer Turhan kardeşlerin, “Terör örgütleri ile devlet adına mücadele ediyoruz” diyerek esnafı haraca bağladıkları, bazılarına da işkence yaptıkları belirlendi.

İstanbul Tuzla’da sahte kimlikle yakalanan Zafer ve Ahmet Turhan kardeşlerin “Terör örgütleri ile devlet adına mücadele ediyoruz” diyerek Gülsuyu’nu haraca bağladıkları belirlendi. Bölgedeki uyuşturucu satıcılarından alınan haraç nedeni ile sol guruplar ile çatışmaya giren çetenin, kendilerine haraç vermeyen iş yeri sahiplerine işkence yaptığı ortaya çıktı. Suç örgütü üyelerinin sabah 3, öğle saatlerinde 3 ve akşam 3 kişiyi yaralamasını araştıran polis, Göksel Kesici’nin bir sol örgüt üyesinin başına silah doğrultarak sokakta gezdirdiğini belirledi. Polis bölgedeki suç örgütünü Mesut Turhan’ın yönettiğini tespit etti.

Çocukları da alet ettiler

Mesut, Ahmet ve Zafer Turhan tarafından yönetilen örgütün kendilerine haraç veremeyen bölge esnafını tehdit ve darp ettiği belirlendi. Örgütün, hakkında tek bir GBT kaydı bile bulunmayan bir esnafı kaçırarak işkence ettiği ortaya çıktı. Esnafın saçının jiletle kazındığı, hatta başının bir bölgesinde dersinin de jiletle yüzüldüğü tespit edildi. Polis esnafın ifadesini de aldı. Örgütün bazı suç faaliyetlerine 10’lu yaşlardaki çocukları kullandığı da ortaya çıkarıldı. 10 yaşında bir çocuğun örgütün talimatı ile bir kişiyi bıçakladığı iddia ediliyor.

4. Kas 2013, 15:49Comments: 3


Title: Hasan Ferit Gedik Sehit Oldu Submitted By: KURTULUS

Ceteler tarafindan Gülsuyunda kafasindan 4 kursunla vurulan Hasan Ferit Gedik verdigi yasam mücadelesini su an itibariyle kaybedip,sehit düsmüstür.

30. Eyl 2013, 02:32Comments: 4

 Duyurular 
DHKP-C 2015 Yeniyıl Mesajı
HİÇ BİR KUŞATMA HALKIN SAVAŞINI,


CEPHENİN GELİŞİMİNİ ENGELLEYEMEYECEK


YENİ İNSANI BÜYÜTECEK VE BİZ KAZANACAĞIZ


YENİ İNSAN DEVRİMİN GÜVENCESİ, CEPHENİN GELECEĞİDİR!

“Daha yüksek bir savaş, daha büyük bir kararlılık, daha çok cesaret, daha çok cüret demektir. Savaş bir yerde cesaret ve cüretle sürmek zorundadır. Daha cesaretli, daha cüretli, daha kararlı olan kazanacaktır” (Dayı)

Bizi güçlü kılan uğruna savaşılacak doğrulara sahip olmamızdır.


BU GÜÇ İLE SAVAŞACAĞIZ, DİRENECEĞİZ VE KAZANACAĞIZ.

İdeolojik ve siyasi öncülüğünü emperyalizmin yaptığı tasfiyeclik , inkarcılık ve uzlaşma politikalarına asla teslim olmayacağız. Kuşatma işte tam da budur. Herkesi içine alan, yok eden bir ateştir. Herkesi teslim almak ister. Biz teslim olmayacağız, uzlaşmayacağız! Öyle bir ateşin etrafında yürüyoruz ki ayağımız kaysa yakıp bizi de kül edecek bu ateş.

Ama bizim ayaklarımız sağlam basar.

Geleneklerimiz tarihimiz şehitlerimiz tanığımız ve garantimizdir.

45 yıldır her sınavdan başarı ile geçmiş İdeolojimiz her saldırıdan çok daha güçlüdür.

Oligarşi tüm kurumlarını seferber ederek saldırıyor; bu beklenmeyen bir saldırı değildir. Oligarşi, ancak “devrime gebe” bir ülkenin egemen sınıflarının gösterebileceği bir pervasızlıkla zulmünü yaygınlaştırıyor.

Kriz yeni bir olgu değildir. Kriz ne yalnız ekonomik, ne de yalnız siyasidir. Her alanı her kesimi etkileyen bir kriz sözkonusudur.

Kriz hem oligarşiyle halk arasında hem de oligarşi içi çelişkiler üzerinde etkilidir. Oligarşi önümüzdeki günlerde de krizin yükünü çok daha boyutlu olarak halka yüklemeye çalışacaktır. Ama bir yandan kendi iç çelişkilerinin yol açtığı “istikrarsızlığı” tam olarak çözememekte, öte yandan “sosyal patlama” yeni bir ayaklanma korkusu da yakasını bırakmamaktadır.

Hükümetler tekelci kesimlerin krize karşı istediği “önlemleri” alır, tekeller için yeni kaynaklar yaratabilir belki... Ancak halkın mücadelesinin bastırılamadığı koşullarda bunların fazla bir önemi yoktur.

Oligarşi açısından krizin yükünü halka yükleyebilmenin ve bu yük altında halkın patlamasının önüne geçebilmenin tek bir yolu vardır: Halk ve devrimciler üzerinde daha fazla terör estirmek, örgütlü güçleri sindirerek dağıtmak ve etkisiz hale getirmek.

Her alanda baskı politikalarının devamı, krizin devamı demektir.

Bu da baskı politikalarının oligarşinin istediği biçimde her kesimi sindiremediğini, istediği sonuçları alamadığını göstermektedir. Bu kesimlerin başında devrimci hareket geliyor. Kürt milliyetçilerinin siyasal gerileyişi artık tartışmasız bir gerçektir. Düzen için kürt milliyetçilerini, reformist solu ya da devrimcileri siyasal açıdan geriletmek yeterli değildir. Oligarşi artık bu anlayışların kitle tabanını daraltmak ve giderek hareketsiz hale getirmek ihtiyacındadır. Bunun nedeni halktan duydukları korkudur.

Haziran ayaklanmasının tekrarının kabusları olmasıdır. Baskı yasaları bu nedenle gündeme getirilmiştir.

Oligarşi kendiliğinden başlayıp sönecek olan bir “sosyal patlama”, “kamu güvenliğinin sarsılması”ndan çok, devrimcilerin önderlik edeceği ya da müdahalede bulunacakları bir patlamanın ayaklanmanın korkusunu yaşıyor. Bu korku, uygulanan baskı ve terörün Cephe üzerinde bir “kuşatma”ya dönüştürülmek istenmesinin de nedenidir.

Baskı politikalarının amacı halkın tepkisine, öfkesine, ayaklanmasına önderlik edecek yapının dağıtılmasıdır.



Baskı yasalarının nedeni, işsizliğin durmadan büyümesi, açlığın, yoksulluğun artmasıdır.

Madenlerden, iş yerlerinden onar yüzer ölülerimizin çıkmasıdır.

Ekmek, adalet yada sağlıklı bir gelecek vermedikleri için uyuşturucuyla imha etmeye çalıştıkları gençlerimizin öfkesini bastırmak içindir o yasalar...

Haziran ayaklanması sosyal patlama korkusu en az tekeller kadar yok olan solun da korkusudur.

Bu korkuyla Kürt milliyetçilerinin uzlaşma politikalarına çok daha sıkı sarılıyorlar. Hızla düzeniçi olma yolunda ilerliyorlar.

Sonuçta tüm bu yöntemlerin ve araçların etkisinin geçici olacağı açıktır. Çok çeşitli biçimlerde eylemler, direnişler gelişecektir.

Hapishanelerde tecrit; şovenist saldırılarla halkın birbirine düşürülmek istenmesi; üniversitelerde faşist çetelerin harekete geçirilmesi; demokratik kurumlar üzerinde yoğunlaşan baskılar; en basit demokratik talepler gösteriler karşısındaki gaz toma jop, hep bu amaca yönelik olarak birbirini izleyen, birbirini bütünleyen saldırı hamleleridir.



DİRENİŞ VE SAVAŞI ÖRGÜTLEMELİ, YÖNETMELİYİZ

Oligarşi “sosyal patlama tehlikesi”ni Nota toplantılarda emperyalmist toplantılarda tespikt ettikleri “21. Yüzyıl, ayaklanmalar yüzyılı olacaktır.” derken devrim tehlikesini görüyor, bundan korkuyor. Ama görmek ve korkmakla kalmıyor. Korkusunu yaratan nedeni ortadan kaldırmaya, etkisizleştirmeye çalışıyor.

Bizim açımızdan ise sorun ne yapacağımıza, neyi ne kadar başarabileceğimize bağlıdır.

Belirttiğimiz gibi oligarşinin tüm baskı, tehdit ve oyalama manevralarına rağmen eylemler, direnişler olacaktır. Süreç açısından öncelikli görevlerimizden biri tam bu noktada ortaya çıkıyor. Sadece “tahlil”lerle, “çağrı”larla yetinenler, koşullar üzerinde hiçbir etkide bulunamazlar. Bulunduğumuz her alanda, tüm olanaklarımızı seferber ederek, direnişleri örgütlemeli, mevcut direnişlere müdahale edip güç vermeliyiz. Gücümüz haklılığımız ve meşruluğumuzdur.



DİRENİŞ VE SAVAŞIMIZ MEŞRUDUR

Saldırı kişileri ve kurumları kuşatarak geriletmeyi, yıldırmayı hedefliyor. Saldırıları göğüslemek, direniş çizgisini tereddütsüz uygulamaktan geçiyor. Direnişin siyasal temeli, meşruluğa inançtır. Buna sabır ve cüreti de eklemeliyiz.

Meşruluğa inanç tam olduğunda, sabır ve cürete sahip olunduğunda bu saldırıları göğüslemek, saldırı ve kuşatma altında dahi gelişimi sürdürmek mümkündür.

Meşruluk her alana yönelik propaganda ve ajitasyonda, eğitim faaliyetlerinde hatta tek tek insanların eğitiminde öne çıkarılmalıdır. Bu noktada herkesin kafası net olmalıdır. Netlik yalnızca Cehpelilerle sınırlı kalmamalı, bulunduğumuz alandaki kitlelere de taşınmalıdır.

İdeolojik olarak kitlelere krizin bizim krizimiz olmadığını; halkın, devrimcilerin mücadelesinin “terör” olmadığını, direnişimizin halkı, meşru olduğunu kavratmalıyız.

Kitlelerde meşruluk sorunu varsa bunu çözmek görevimizdir. Bunu kendiliğindenciliğe bırakamayız. Bunu başarmak için eğitim temel halkalardan birisi olmakla beraber asıl olarak pratikte göstermeliyiz.

Devrimci teorinin bilinen doğrusudur: “Kitleler esas olarak kendi deneyleriyle öğrenirler”. Kitleler kendi deneylerini yaşayarak öğreneceklerdir. Deneyler üzerine oturmuş bir eğitim ise bilince dönüşecektir. Aksi halde kitleleri suçlama gelişir ki bu kitleleri suçlayanlar açısından politikasızlığın, yılgınlığın, yorgunluğun ifadesidir.



DEVRİM İÇİN GEREKEN CÜRETE VE SABIRA SAHİBİZ. HER ZAMANKİ İNANCIMIZ VE GÜCÜMÜZDÜR:

BİR NESLE MALOLSA BİLE HAZIRLANACAK, SAVAŞACAK VE KAZANACAĞIZ

Savaşmak ve kazanmak için gereken UMUT VE CÜRETTİR.

UMUDUMUZU BÜYÜTECEĞİZ.

Umut eylemin anasıdır, umudumuzu büyüteceğiz.

Umut devrimci değerlerimizdendir. Değerlerimizi büyüteceğiz.

Umut geleceğe inanmaktır. Geleceğe inanıyoruz çünkü onu biz kuracağız. ÇÜNKÜ KENDİMİZE İNANIYORUZ.

Sabır ve cüret de bu süreçte özel bir rol oynayacaktır. Bunlar her Cephelinin kuşanması gereken silahtır.

Sabır, bizi küçük burjuva yakın devrim hayallerinden ve dolayısıyla hayal kırıklıklarından korur; cüret ise devrim devrimin şiddeti karşısında küçük burjuva geriye çekilmelerin, sinmenin önünde barikat olur.

Dayı “Daha yüksek bir savaş, daha büyük bir kararlılık, daha çok cesaret, daha çok cüret demektir.

Savaş bir yerde cesaret ve cüretle sürmek zorundadır. Daha cesaretli, daha cüretli, daha kararlı olan kazanacaktır. Bugünkü savaş gücümüzü ancak daha kararlı ve cüretli olmakla büyütebiliriz. Büyümek, düşman güçlerine vurmak, etkisiz kılmak ve imha etmek demektir. Dağda, şehirde, ovada, zindanda, her yerde Parti ve Cephe anlayışıyla düşmana vurmalıyız. Vurmak kazanmaktır” diyor.

Sabır da gereklidir. Çünkü saldırıların göğüslenmesini, kuşatma altında mücadeleyi, kısa vadeli süreçler olarak görmemek durumandayız. Oligarşi esas olarak saldırıyı her zaman sürdürecektir. Bunun sürekliliği ülkemiz koşullarının ortaya çıkardığı bir özelliktir.

Saldırıların gelip geçici olmadığının bilinciyle örgütlenmeli, çok kısa vadeli ama geçici sonuçlar ortaya çıkarmak yerine, kalıcı örgütlülükler yaratmayı, mücadeleyi süreklileştirecek temeller atmayı hedeflemeliyiz.

Bu hedef elbetteki anlık durumlarda gereken tepkileri göstermenin, gelişmelere müdahale etmenin, hızla örgütlenmeler yapmanın önünde engel değildir. Halkın ve devrimcilerin hem her kesimi düşmanın saldırı hedefleri içindedir.

Kuşkusuz düşmanın belli öncelikleri olacak, bunlara göre zamanlamalar yapacaktır. Bu saldırının öncelikli hedeflerinden birisinin Cephe olduğu açıktır. Ancak bu durum diğer muhalif kesimleri saldırı hedefinde olmaktan çıkartmaz. Düzen onları da en geri noktaya çekilmeye zorlamaktadır. Nereye kadar gerileyeceklerdir? Özgürlük, emek, sosyalizm deyip bu kavramların temsil ettiği değerlerin meşruluğunun savunulmadığı yerde hiçbir mücadele verilemez.



Siyasal gerileme,

ideolojik kanama,

örgütsel daralma...

Bu kavramlar reformizm ve oportünizmin içinde bulunduğu durumu tanımlıyor. Özgüven kaybı devrimcilikten geriye düşüş ve sonunda mücadeleyi terk etmek ve düzene dönüş sonucunu yaratıyor.

Meşruluk, saldırılar karşısında direnmenin ön koşuludur. Susmak, sinmek, meşru direniş ve savaş biçimlerinden vazgeçmek, yenilgiyi baştan kabullenmektir.



DİRENİŞİ VE SAVAŞI BÜYÜTECEK, DEVRİMİ GELİŞTİRECEĞİZ

BİLİYORUZ. Savaşta en önemli dayanak noktası iradedir. Gerisi sonra gelir. DİRENİRSEN YAŞARSIN.

DİRENİRSEN SAVAŞMA GÜCÜNÜ VE AZMİNİ BÜYÜTÜRSÜN.

Direnişin doğası devrimcidir.

Devrimciliğin doğası direniştir.

Umut etmek vazgeçmemektir. Savaşmaktan vazgeçmemektir.

VAZGEÇMEYECEĞİZ.

Emperyalist ülkelerde de kriz her geçen gün derinleşirken, bağımlı bir Türkiye ekonomisinin krizden çıkması mümkün değildir. Halkın mücadelesini bastıramadıkları sürece, siyasal krizden de kurtulamayacaklardır.

Böyle bir ülkede devrimciler görevlerini yerine getirdikleri taktirde devrimin gelişmemesi için hiçbir neden yoktur.

Cepheliler, bulundukları her alanda direniş ve savaşı geliştireceklerdir. Direniş ve savaş devrimi geliştirmektir. Türkiye halkları, Cephe önderliğinde direnecek, savaşacak ve devrime ulaşacaktır.

Emperyalizmin ve oligarşinin hiçbir vahşeti, hiçbir manevrası artık bunu engelleyemez.



BİZ KAZANACAĞIZ.


EMPERYALİZME VE FAŞİZME KARŞI SAVAŞACAĞIZ.


YENİ İNSANI BÜYÜTECEK VE KAZANACAĞIZ.

Yeni insan devrimin güvencesi, cephenin geleceğidir.

Savaşımızın asli gücü insandır. Yeni insan emperyalizmin ve oligarşinin tüm kuşatma saldırılarını boşa çıkararak devrime yürüme gücümüzdür.

Parti-Cephe yeni insanı yaratmıştır. Fedalarla yaratmıştır; 12 Temmuz’da, 16-17 Nisan’da, 19 Aralıklar’daki kömürleşen bedenlerde, alevler içinde zafer işareti yapan parmaklarda ve dana nice direnişlerde yaratmıştır.

Büyük direnişle yaratmıştır.

Feda ruhuyla düşmana vuran savaşçılarıyla; İbrahim Çuhadarlarla, Muharremlerle, Alişanlarla yaratmıştır.

Ülkemizin sosyalist geleceğindeki insan malzemesini bugünün Cephelilerinde görmek mümkündür.

YENİ İNSAN GEÇMİŞTEN GELECEĞE SAVAŞARAK YARATTIĞIMIZ KÖPRÜDE YÜRÜMEYE DEVAM EDİYOR.

Yeni direnişlerle, yeni savaşlar içinde yeni değerler ve gelenekler yaratarak yeni insanı büyütmeye devam edeceğiz.

Yeni insanı geliştirmek; yeni bir hayat kurmak, çürüyene çürütene vurmak, gelişene ve geliştirene sahip çıkmaktır. Yeni insanı kırda tepenin ardına ulaşmaya çalışırken, dergi dağıtırken gidilmeyen ev bırakmamak için emek verirken yaratılır. Daha fazla emek, sabır, cüret, fedakarlık... yeni insan kendini zorlayan ne varsa onunla çatışmada yatıyor.

Bir devrimci;

elinden geleni yaparak iktidarı isteyemez.

Elinden geleni yaparak devrim yapamaz.

Elinden geleni yaparak kimseyi savaştıramaz.

Elinden gelenin fazlasını istemek, elinden gelenleri çoğaltmak ve iktidarı istemektir.

Bu iddiaya sahip olmaktır.

Bu öfkeyi ve kini duymaktır.

Bu düşüncenin olmadığı yerde düşmanla uzlaşmacılık vardır.

Devrimcilik her gün değil, her saat değil, her dakika değil her an “yeni insan” olmayı gerektiren bir iştir.

Beyin çok kısa anlarda bile birçok şey düşünebilir. Bunlar devrime ait düşünceler değilse düzene aittir. İşte yeni insan mücadelesi o kısacık anlarda bile verilmesi gereken bir mücadeledir.

Yeni insan bazen gitmediğimiz mahallede, çalmadığımız kapının ardındadır. Bazen kılık kıyafetimizde, düzen ve disiplinimizdedir.

Yeni insan uykumuzun en bastırdığı anda bitmesi gereken iştedir. Sırtladığımız yükün fazlasını alabilmek için kendini zorlamaktır.

Yeni insan daha fazla emektedir, daha fazla fedakarlıktadır, daha fazla sabırdadır. Halkın değerlerini savunmada daha fazlasını verebilmektir.

Yeni insan devrimcinin zorluklar yaşadığı her şeyin üstüne uzlaşmaz bir şekilde gittiği yerdedir.

YÜRÜYELİM...YÜRÜLEYİM Kİ düzenin hiçbir şekilde sızamayacağı kıpır kıpır beyinlere sahip olalım... Umut yürümeyenleri arkada bırakarak yürüyenlerin umudunu öfkeye çevirmektir. Çevireceğiz...



CEPHELİLER;

Ufkumuz, sınırsız ama hedeflerimiz somut olmalıdır.

Düşman legalde ya da illegalde sürekli olarak birim, alan örgütlenmelerinin yönetim mekanizmalarını dağıtmayaı, kadro ve yöneticileri etkisizleştirmeyi hedefliyor. Hiçbir hukuki dayanağı olmayan gözaltı ve tutuklamalar, kaçırma, haber gönderme gibi doğrudan ve dolaylı değişik biçimlerdeki tehditler öncelikle buna yöneliyor.

Saldırılar tüm kadrolarımızı, yöneticilerimizi ve taraftarlarımızı bazı görevlerimizi ertelememeyi zorunlu kılıyor. Bunlardan biri, alternatif yöneticiler yetiştirmek diğeri KOMİTELEŞMEKTİR. ALTERNATİFLERİMİZİ HAZIRLAMALIYIZ.

Yönetici kendi altındaki insanları yalnız anlatarak değil, pratiğin içinde yetiştirecektir. Alternatifi ile birlikte yürüyecektir.

KOMİTELERİMİZİ KURMALI BÜYÜTMELİYİZ. KOMİTE BOŞLUKTA BİR ŞEY BIRAKMAZ.

KOMİTELERİMİZ yaşamın ve savaşın karşımıza çıkardığ her sorunu çözer.



Cepheliler, Halkımız;

Geleceğin özü biziz.

Sözü biz

Gözü biziz...

Tarihe ses, geleceğe nefes oluyoruz.

Yarattığımız her direniş dalga dalga büyüyerek milyonlara ulaşıyor.

Feda ruhu ile ölümü de zulmü de yenme geleneğini yarattık... şimdi milyonlarla devrime yürüyeceğiz.

Halkımızın, yoldaşlarımızın 2015 yeni yılını kutluyoruz.

BİZ KAZANACAĞIZ

ÇÜNKÜ BİZ HALKIZ VE HAKLIYIZ.
Submitted By: KURTULUS, 31. Ara 2014, 17:06 Read Full Article Post Comments

Gazi Halk Cephesi Açıklaması (Yoldaş Aydoğan Hakkinda)
Gazi Halk Cephesi Açıklaması (Yoldaş Aydoğan’ın Öldürülmesi Hakkında)

8 Eylül günü sabaha karşı Gazi Mahallesi’nde, içkili bir mekânda çıkan kavga silahlı çatışmaya dönüştü. Çatışmada Yoldaş Aydoğan, Gökmen Keskin yaşamlarını yitirdiler.

Çatışma ve ölümler, özellikle de yoldaş Aydoğan’ın Halk Cephesi’yle, devrimcilerle olan ilişkisi nedeniyle burjuva basın tarafından bir demagoji aracı olarak kullanıldı...

''Örgüt içi infaz'', '' kanlı hesaplaşma'' gibi haberlerle devrimciler karalanmak istendi. Fırsat bu fırsat denilerek, ailelerinin acısı hiçe sayılarak, halkımızın bilinci bulandırılmak istendi.

Bütün bunlar burjuva basının ahlakına uygun olandır. Bu nedenle yayınlanan haberleri elbette ki ciddiye almıyoruz. Gazi Halkı başta olmak üzere herkes gerçekleri bilmektedir.

Yoldaş Aydoğan, politik hiçbir tarafı olmayan bir kavga sonucu öldürülmüştür... Her gün üçüncü sayfalarda okuduğumuz, haberlerde izlediğimiz yüzlerce insanımızın hayatını kaybettiği bir şekilde öldürülmüştür.

Yoldaş’ın ölümü bir sonuçtur. Bu sonucu yaratan düzenin yozlaştırma politikalarıdır. Hep söylüyoruz: düzen kirletir, devrim temizler... İki seçenek vardır... Ya düzen ya devrim tercih edilecektir. Ara yol yoktur. Ya devrimin, devrimci safların temizliği, güzelliği yada düzenin kirliliği...

Bu kadar yalın ve nettir. Gazi gibi mahallelerimizde ise daha net ve keskindir bu iki tercih...

Yoldaş, ne yazık ki devrimleşememiştir ve onlarca, yüzlerce gencimizin yaşadığı acı sonucu yaşamıştır.

Yoldaş’ın üzerinde devrimcilerin emeği vardır. Kendisi de bir dönem devrimcilerin içinde bulunmuş, mücadele etmiş birisidir. Bunun bedellerini de ödemiştir...

Gazi Mahallesi’nde de asıl olarak bu yanıyla, yani devrimcilere Cepheliler’e yakınlığıyla bilinir. Bu yakınlığı nedeniyle Gazi halkının saygısını da kazanmıştır.

Ancak zaman içerisinde zaaflarına yenik düşerek devrimci saflardan uzaklaşmaya başlamıştır. Bu durumda yine emek harcanmış, düzene savrulmasına engel olunmaya, yol yöntem bulunmaya çalışılmıştır. Gazi Halkı, ailesi bu emeğin tanığıdır... Gazi’deki Cepheliler Yoldaş’ın dertlerini, sorunlarını sabırla dinlemiş, ellerini omzundan hiç eksik etmemişlerdir. Bu süreç içinde dönemsel toparlanmalar yaşasa da düzenle, zaaflarıyla köklü-radikal bir hesaplaşma yapmadığı için yine düzene dönmüştür.

Devrimcileri, Cephelileri çok sevmesine rağmen, zaafları bütün bunların önüne geçti ve zaman içerisinde artık onun kişiliğine egemen oldu... Bu zayıf döneminde özellikle de alkol bağımlılığı ciddi bir zaaf haline geldi onda... Devrimcilerin görüşmediği mafya özentisi insanlarla görüştü. Devrimcilerle arasına, harcında zaafları, zayıf yanları olan duvarlar ördü adeta...

ve işte 8 Eylül’e böyle gelindi.

Kendisine hiç yakışmayacak, yakıştıramadığımız bir şekilde, iki kişiyle beraber hayatını kaybetti Yoldaş. Hayatını kaybeden diğer iki kişi de bu halkın çocuklarıdır. Bu nedenle haklı-haksız tartışmasını kesinlikle doğru bulmuyoruz. Ölen insanlarımızın ailelerine baş sağlığı diliyoruz...


Evet, öfkeliyiz... Ama öfkemiz doğru yere yönelmelidir. Yozlaşmayı bilinçli bir şekilde Gazi'ye sokup yaygınlaştıran ve gençlerimizi bizden koparan bu düzenedir öfkemiz.

Bu öfkeyle yozlaşmaya karşı savaşımızı büyütmeliyiz... Kimse bana ne diyemez... Devrimci değerlere daha sıkı sarılmak zorundayız. Yozlaştırma politikasının sinsiliğine karşı daha uyanık davranmak zorundayız.

Tek bir insanımızdan dahi vazgeçmeyeceğiz!

Tek bir insanımızı bile bu düzene terk etmeyeceğiz!

Evet, bunun için daha katı, daha tavizsiz olacağız gerekirse. Ama yeni ölümlere izin vermeyeceğiz. Halk çocuklarının birer ikişer öldürülmesine göz yummayacağız.

GAZİ HALK CEPHESİ
Submitted By: KURTULUS, 14. Eyl 2014, 03:00 Read Full Article Post Comments

ABF: “Zorunlu İmam Hatip uygulamasına direnelim
ABF: “Zorunlu İmam Hatip uygulamasına direnelim!”

Milli Eğitim Bakanlığı, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sistemi ile 134 bin öğrenciden 40 binini imam hatip liselerine zorla kaydetmiştir. MEB yetkilileri her ne kadar bu öğrencilerin kayıtlarını başka okullara aldırabileceklerini açıklamış olsalar da, bunun için her hafta kontenjan taraması yapılacak, diğer okullarda kontenjan boşluğu olmaması durumunda öğrenciler başka okula kayıt yaptıramayacak; ya bu okullarda rızaları dışında okumak zorunda bırakılacak ya da eğitim hakkından vazgeçeceklerdir.

Milli Eğitim Bakanlığı, velilerin ve öğrencilerin tercihlerine saygı duymak yerine, otoriter ülkelere yakışacak şekilde öğrencilerle ilgili kararları tek bir merkezden almakta ve eğitimin dinselleştirilmesi politikasını pervazsızca uygulamaktadır. MEB , öğrencilerin inançları, ailelerinin tercihleri ile ilgi ve yetenekleri doğrultusunda istedikleri okulda okuma koşullarını sağlamak yerine, öğrencilerin dinsel eğitimi seçmeye zorlamakta ve böylece dinsel eğitimden geçmiş "itaatkâr" ''dindar'' nesiller yetiştirmeyi hedeflemektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) yerleştirmelerine göre çok sayıda öğrenciyi belki de hiç gitmek istemeyeceği İmam Hatip Liselerine otomatik olarak yerleştirilmiştir. Kaydı otomatik olarak imam hatip liselerine yapılan öğrencilerin büyük bölümü kontenjan olması halinde kaydını başka liselere almaya çalışacak, olmaması durumunda açık liseye yönelerek örgün eğitimin dışına itilmiş olacak; böylece öğrencileri eğitim hakkından mahrum edecek, eğitim sürecinin dışına itmiş olacaktır.

MEB`in bu uygulamalarının siyasal iktidarın toplumu ve devleti dinselleştirmeye yönelik gerici uygulamalarından bağımsız düşünülemez.
Milli Eğitim Bakanlığı derhal bu çağdışı uygulamasından vazgeçmeli, anayasada ve evrensel hukuk normlarında yerini bulan eğitim hakkı ve inanç özgürlüğüne aykırı olarak hiçbir öğrenciyi istemediği bir okul türünde okumaya zorlamamalıdır.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) olarak Milli Eğitim Bakanlığının darbe dönemlerine has bu uygulamasına karşı hem öğrencilerin ve hem de zorla imam hatip lisesine gitmesini istemeyen her inançtan velilerin yanında olduğumuzun bilinmesini isteriz. Haksızlık ve mağduriyet yaşayan öğrencileri ve velilerimizi bu uygulamaya direnmeye ve yasal haklarını aramaya davet ediyor, Kurumlarımızın bu haksızlık ve hukuksuzluk karşısında kendileri ile dayanışma içinde olacağını ve destek sunacağını kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.


25 Ağustos 2014

Alevi Bektaşi Federasyonu
Genel Yönetim Kurulu
Submitted By: CANFEDA, 26. Ağu 2014, 23:40 Read Full Article Post Comments

DEVRİMCİ YAŞAM KURALLARI
DEVRİMCİ YAŞAM KURALLARI
(30)45 yıllık bir savaş, direniş ve zafer geleneğine sahibiz. Bu gelenek, düşünceden davranışlara, oturup kalkmadan giyinmeye, konuşmadan tartışmaya bir ahlakı ve kültür birikimini ifade ediyor. THKP C’liler, Devrimci Solcular, Parti Cepheliler denildiğinde sadece eylemler, direnişler veya kitle gösterileri akla gelmez. Bununla birlikte Mahirlerden bu yana görünümü, erdemleri, ahlakı ve kültürüyle bir insan tipi canlanır.
Savaşma kültürünün, kaynağını aldığı halkı tanımanın ve mücadele içinde halkın en ileri değerlerini bedeller pahasına savunmanın, sosyalist kültürü sahiplenmenin yarattığı bu kişiliğin sahip olduğu devrimci kültür ve ahlakın halka yansımasıdır bu.
Parti Cephe kişiliği, devrimci niteliğini hal, hareket, tavır ve davranışlarında, üslubunda, ilişkilerinde kendini gösterir. Bu kişiliğe yön veren Parti Cephe’nin ideolojisi, ahlakı ve kültürüdür. Bu kişilik, halka verdiği güvenle, özveri, feda kültürü ve cüretiyle devrimimizin teminatıdır. Çünkü devrime ancak böyle kişiliklerle varılır.
Devrim için savaşmak esastır. Savaşın asli unsuru ise insandır. Bu nedenle devrimci savaş sadece silahlı cephede değil, esas olarak burjuvaziye karşı hayatın her alanında sürmektedir. Emperyalizm ve işbirlikçileri bu gerçeklikten hareketle, genel olarak kitlelere, buna bağlı olarakta tek tek her insana yönelik ideolojik ve kültürel saldırılarını sürdürmektedir. Amaçları kitleleri, kişilikleri teslim almak, bir diğer ifade ile halkın kendisine ait olmayan dejenere, yoz bir kültürü hakim kılmaktır.
Bu kültür, halka uzak ve yabancıdır.
Bu kültür ahlaksızlıkları, düşkünlükleri barındıran yoz, soysuz bir kültürdür.
İdeolojik ve kültürel saldırılar, emperyalizm ve işbirlikçileri için hayati önemdedir. Halk gerçeğine ve kendisine yabancılaşmış kişilikler, pompalanan yozluk batağına battıkça burjuvazi iktidarını daha bir sağlamlaştırmış oluyor.
Devlet yürüttüğü politikalarla halkların en olumlu gelenek ve değerlerini büyük oranda parçalayarak dejenere etmektedir. Yeni kuşaklar, bu saldırılardan etkilendikleri oranda giyimden kuşama, konuşmadan oturup kalkmaya pek çok çarpıklığı da taşımaktadır. Ayrıca burjuvazinin ideolojik ve kültürel saldırılarından etkilenen her türden oportünizm ve reformizmin, bu çarpıklıkları devrimcilik, solculuk, özgürlük adına meşrulaştırmaya çalıştığı düşünülürse bu konuda daha bir dikkatli olunmalıdır.
Savaşın halklaştığı, halkın savaşa daha aktif katılmaya başladığı bir süreçteyiz. Halklaşmak iktidarın yakınlaşmasını somutluyor. Saflarımıza hemen her gün değişik milliyet ve sınıfsal kökenden daha fazla insan katılıyor. Ancak halklaşmanın her kesimden insanı daha hızlı saflarımıza taşıdığı da düşünülürse, düzenin kitlelerde yarattığı olumsuz, yoz, çarpıklaşmış pek çok özellik ve alışkanlık da aynı hızla saflarımıza yansıyor. Bu türden alışkanlık, zaaf ve çarpıklıklar ister istemez saflarımıza katılan her insanın üzerinde şu ya da bu ölçüde etkili oluyor ve olacaktır. Önemli olan bu türden çarpıklıklara karşı yürütülecek savaştır. Bu savaşı kazanmanın yolu, hayatın her alanında devrimci ahlak ve kültürü hakim kılmaktır.
Bu nedenle insanlarımızın oturmaları, kalkmaları, konuşmaları, herşey eğitime tabi tutulmalıdır. Ve bir standarda kavuşmalıdır. Serseriler nasıl oturur, biz nasıl otururuz. Dinlemesini bilmek ne demektir gibi birçok konuda davranış biçimleri yeniden gözden geçirilerek çarpıklıklar yokedilmeli, devrimci tarz hakim kılınmalıdır. Alan, bölge ve en küçük birimlerdeki tüm yöneticiler, kendilerinden başlamak üzere bunu sürekli bir eğitim ve eylem ciddiyetiyle ele alarak oturtmalıdırlar.
Sonuç olarak; iktidar yolu kitlelerin devrim saflarında yeralmasıyla kısalacaktır. Kitleleri kazanmak güven vermekten, güven vermek ise güvenilir olmaktan geçmektedir. Kitlelere güveni onların içinde çalışan birebir kadro, savaşçı, yönetici, sempatizan, taraftarlarımızın örnek yaşamları, örnek kişilikleri, örnek davranışları, örnek kültürleri kazandıracaktır.
Bu nedenle saflarımıza öyle veya böyle taşınan çarpıklıklardan hızla arınmalı, insanlarımıza PARTİ CEPHE’li olma bilincini, PARTİ CEPHE’li yaşama bilincini, PARTİ CEPHE’li düşünme ve davranma bilincini kazandırmalıyız. PARTİ CEPHE’li kişiliği içselleştirmeli, öğrenmeli ve öğretmeliyiz...
Submitted By: BORAN, 15. Ağu 2014, 15:00 Read Full Article Post Comments

24 Mayis`da Köln`de Erdogan`a Gecit Yok
24 Mayıs’ta Köln’de “Büyük Demokrasi Yürüyüşü ve Recep Tayyip Erdoğan’ı Protesto Mitingi” gerçekleştirilecek.

Bütün demokrasi güçleri ile birlikte yürüyoruz!
Her canımızı bekliyoruz!

Tarih: 24 Mayis 2014
Yer: Ebertplatz – Köln
Saat: 13:00
Submitted By: KURTULUS, 20. May 2014, 01:36 Read Full Article Post Comments
 GALERi 


Kimler çevrimiçi
Kimler çevrimiçi Toplam 11 kullanıcı çevrimiçi :: 2 kayıtlı ve 9 misafir (son 30 dakika öncesinden itibaren aktif olan kullanıcılar temel alınır)
Bugüne kadar en çok 317 kişi 7. Oca 2015, 13:56 tarihinde çevrimiçi oldu

Kayıtlı kullanıcılar: Bing [Bot], Google [Bot]
Yetkiler :: Yöneticiler, Global moderatörler

Who was here?

Kimler çevrimiçiIn total there were 101 users online :: 2 registered, 4 bots and 95 misafir
(based on users active today)
Bugüne kadar en çok 4725 kişi Çrş 7. Oca 2015 tarihinde çevrimiçi oldu

Kayıtlı kullanıcılar: Bing [Bot] (last at 21:57), Google [Bot] (last at 21:56), Yandex [Bot] (last at 20:21), YASEMIN (last at 18:52), Baidu [Bot] (last at 17:39), hewalno (last at 10:58)


İstatistikler İstatistikler

Toplam 935 mesaj | Toplam 459 başlık | Toplam 147 üye | Yeni üyemiz hewalno

© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker